Destek
+90 539 475 51 23
Bize Yazın
info@dilsadturkdogan.com

ÇALIŞMA ALANLARIM

ÇOCUKLARDA DİL ve KONUŞMA BOZUKLUĞU

Bu yazı bir radyo konuşmasından alıntıdır.

SUNUCU:  Çocuklarda konuşma bozukluğunun önemi nedir?

DİLŞAD TÜRKDOĞAN:  Dil ve konuşma bozukluğu çok ihmal olan bir belirtidir;   ‘’komşunun çocuğu da geç konuştu, babası da geç konuştu, nasıl olsa yürüyor,istediğini işaretle gösteriyor’’ deniyor ve uzun süre hekime başvurulmuyor.  Bazen de doğrudan  konuşma terapistlerine gidiliyor ki, bu da doğru bir uygulama değil. Konuşma bozukluğu her zaman tek başına bir belirti olmadığı gibi, nörolojik gelişimdeki gerilik çerçevesinde ya da otizm, yaygın gelişimsel bozukluk dediğimiz sosyal ve iletişimsel bozukluklar gibi hastalıkların sadece bir belirtisidir. Yani bazı zamanlar dil ve konuşma bozuklukları tek başına bir hastalık değil bir bulgudur.

Ebeveyni, doktoru rahatsız eden altta yatan nedenleri araştırmaya yönelik çocuğun genel olarak hem kaba motor ve el becerisi, hem sosyal gelişim açısından yaşına uygun ilerlediğini mutlaka kontrol etmek gerekir. Ayrıca altta yatan nedeni araştırmak da gereklidir.

Konuşma bozukluğu buz dağının en üstteki parçası olabilir.

SUNUCU:  Perdenin arkasında ciddi bir şey olabilir mi?

DİLŞAD TÜRKDOĞAN :  Evet, ciddi bir hastalık bulgusu olabilir pekala.

SUNUCU: Peki, onları açalım dilerseniz? Konuşma bozukluğu denilince aklımıza ne tür bozukluklar gelmeli?

DİLŞAD TÜRKDOĞAN: Aslında konuşma, bir iletişim alanı ve lisan içinde bir bölüm.

Lisan ne? Lisan, iletişim , duygu ve düşüncelerimizi karşımızdakine aktardığımız değişik sembollerdir. Bunun mutlaka sözel olması gerekmiyor. Yeni doğan bir bebekten başlayalım. Ne yapıyor? Önce anneyle göz teması kuruyor, hatta bundan önce bilimsel veriler gösteriyor ki ,  anne karnında bebek annesinin sesini dinleyebiliyor. Anne karnında yapılan kayıtlarda bebeğin hareketlerinin annenin müşfik sesiyle ya da  şarkı söyleyen sesiyle değiştiğini gösteriyor. Demek ki, dıştan gelen sözel ya da görsel uyaranları almaya hazır. Yeni doğan bebek ilk dakika annesinin sesiyle hareketlerini değiştirebiliyor. Büyüdükçe bu anlama sadece hareketle değil sözel ifadeyle kazanılıyor. Mesela, 40 günlük bebek ‘’Agu ‘’ lamaya başlayıp sesler çıkarıyor. 2 aydan sonra sosyal gülümsemesi başlıyor. Nasıl oluyor? Anne gülücükler atıyor, bebek cevap veriyor. Bunlar öğrenilmiş hareketler, doğaçlama hareketler değil.

2-3 aydan sonra artık sosyal bir tepki oluşturuyor. Bebek iletişim kurup sözel olmayan simgesel tepkilere başlıyor. Bunu büyükler de kullanıyor. Her zaman sözle ifade etmiyoruz bazen bakışla, mimiklerimizle ifade edebiliyoruz. Konuşma, genel ifadenin içinde sadece düşündüklerimizi duygularımızı yani beyindeki sembollerimizi sözel sembollere dökerek ifade etme şeklidir.

SUNUCU:  Konuşma bozukluğu denildiğinde neleri algılamamız gerekiyor ? Konuşmanın gecikmesinde bir bozukluk endişe edilmesi gereken bir konu mu?

DİLŞAD TÜRKDOĞAN:  Dil ve konuşma bozukluklarını nörologlar olarak iki gruba ayırıyoruz. 1. Gelişimsel bozukluk yani baştan itibaren konuşma ya da lisan ile ilgili bir bozukluk olduğunu algılıyoruz. Bunu öyküden ya da aileyi dinleyip ip uçlarından elde ediyoruz. 2. Diğer bölümü ise sonradan olan beyin travmaları, menenjitler  veya damar tıkanıklıklarıyla oluşan durumlar. Yetişkinlerde de görüyoruz, felçli insanlardaki konuşma bozuklukları ani konuşmanın durması ya da ifade güçlükleri gibi.

Bugün daha çok gelişimsel dil ve konuşma bozuklarına odaklanacak olursak, gelişimsel bozukluklar çok büyük bir kavram. çocuk nöroloji bölümlerine en çok başvurulan nedenlerden biridir.

SUNUCU: Normal olan konuşma nedir?

DİLŞAD TÜRKDOĞAN: Verdiğimiz değerler ortalama toplumsal uyaranlara, ırki özelliklere ve cinse göre değişkenlik gösterebiliyor. Bu oynamalar 1-2 ay çerçevesinde. 2 aylık bebekte sesli gülmenin başlaması, aslında bu konuşmanın ilk aşaması lisan oluşumuyla ilgili en önemli aşamadır. Ondan sonra bebekte heceleme dönemi başlar. Genellikle 6 ay civarında görürüz. Heceler daha çok bütün toplumlarda benzer seslerdir. İşitme engelli çocuklarda heceleme var ve bu aileleri çok yanıltıyor. ‘’Bizimki duyuyor, nasıl olsa heceledi ‘’ deniyor.İşitme engelli çocuklarda heceleyebilir. Hecelemeler bir sessiz harfle başlayıp ,arkadan sesli harfin geldiği ‘’ ba-ba , ma-ma‘’ gibi.

Bu heceleme dönemini,  lisanın ilk aşaması olan ‘’anlamayla ‘’  ilgili sürecin geliştiği ve tam 1 yaşta ilk kelimelerin ifadesi beklenir. Bu döneme gelirken bazı kelimeler tekrarlanabiliyor ki, bu döneme ‘’ekololik ‘’ yani yansıma dönemi deniyor. Anne hadi mama yiyelim diyor ,bebekte ‘’mamma’’ diyor. Bu anlamlı kelime olmuyor ama konuşmanın başlaması içinde bu evreyi yaşaması gerekiyor. Bir işitme engelli çocuk bunu yapamıyor, aradaki ayrım burada başlıyor.

Eğer işitme sorunu varsa hece döneminde kalıyor, tekrarlama dönemine ulaşmıyor. Genelde 18 aya dek kelime haznesi gelişiyor. Pek çok ülkede yapılan araştırmalarda kızların kelime haznesi erkeklere göre daha hızlı gelişiyor. 18-24 ay arası artık iki kelimenin birleştiği dönem oluyor. ‘’ baba gitti, anne mama ‘’ gibi. Bazı çocuklar ileri giderek üç kelimelik cümleler kurabiliyor.

Dört yaştan sonraki dil ve konuşma becerileri,  sosyal anlamdaki dil bilgisi ve sosyal yönü ortaya çıkarıyor. Örneğin, yabancıyla konuşma şekli farklı, tanıdık samimi biriyle daha farklı oluyor. İşte bu sosyal yönünü yapamayan çocuklarda var. Bu da bir lisan bozukluğudur.

Aileler hangi noktada konuşmanın gecikmesi olduğunu anlamalıdır. Genel kural bir bebek 18-20 ay içinde anlamlı kelime söyleyemiyorsa yani suyu görüp ‘’su ‘’ diyemiyorsa bu ciddi bir sorun ve mutlaka hekime başvurmaları gerekiyor.

SUNUCU:  Peki, ne tür problemler yaratır, çocuğu ne ile karşı karşıya bırakır, arkasında ne yatıyordur?

DİLŞAD TÜRKDOĞAN:  Konuşma karmaşık bir süreç dedik neden karmaşık? İş, iç kulaktan yani işitme organımızdan başlıyor. Alt beyne kadar sesin duyulması gerekiyor, sonra beyinde işlemlenmesi, dilin sembollerine dönüştürülmesi gerekiyor. Beyinde bu sembollerin kodlarının çözülmesi lazım, bunların bellekte saklanması, daha sonra cevabın oluşturulması gerekir. Beyinden kalkan sinirlerle solunum kaslarının boğaz ,yutak kasları, dil ve ağız kaslarının kullanılmasıyla konuşmanın yani sesli lisanın oluşması gerekiyor. Bu saydığım aşamaların herhangi  birindeki  zorluk, dil ve konuşma bozukluğuna ya da gecikmesine neden olabiliyor.

SUNUCU:  O halde teşhiste de sıkıntılar yaşanıyordur, sebebi çoksa zincirleme ilerliyorsa anlama güç müdür?

DİLŞAD TÜRKDOĞAN:  Tabi, bazen sadece bir noktada problem olabiliyor, bazen de birkaç noktada problem çıkabiliyor. Çocuğun yaşına göre ilk aşamada yeri tespit edemiyoruz ama ilk aşamada dışlanması gereken işitmenin sağlam olup olmadığı ,iç kulaktan beyin sapı bölgesine kadar işitmeyi değerlendirmek gerekiyor.

SUNUCU:  Konuşma gecikmesi  aynı zamanda zihinsel geriliğinde belirtisi olabilir mi?

DİLŞAD TÜRKDOĞAN: Tabi, işitmeyi dışladıktan sonra ikinci değerlendirdiğimiz çocuğun nörolojik gelişimi oluyor. Sadece konuşmada mı problem var;  yoksa diğer alanlarında da gecikme var mı? Bu diğer alanlardan biri  motor alan dediğimiz hareketlerle ilgili şeyler zamanında oluşabilmiş mi, zamanında yürümüş mü? Çünkü insan beyninin gelişimi bir bütündür. Hiçbir zaman tek yönlü etkilenmiyor. Çocuğun anne karnındaki  durumu, annenin yaşadığı riskler, doğumla ilgili riskler vs mutlaka bunları soruşturuyoruz; çünkü çocuğun o an ki gelişimine ulaşmamız lazım.

Çocuğun gelişimi diğer alanlarda da motor, sosyal alanlar, dil  ile birlikte gerideyse o zaman zihinsel problem  ihtimali doğuyor ve ona yönelik bir yaklaşım yapıyoruz. Altta yatan nedeni bulmak ve tedavisi için çalışmak gerekiyor.

En az bunun kadar önemli diğer konu dil ve konuşma bozukluğunun sosyal alanlardaki güçlüklerle birlikte olması. Bu duruma otizm/yaygın gelişimsel bozukluk diyoruz. Lisanın amacı ne?  Bunu sosyal boyutta kullanmak. Çocuk konuşuyor ama amaca, ortama yönelik değil;  ya da çocuk konuşuyor ama tonlaması problemli. Bizler her ortama göre duyguların durumuna göre konuşma tonumuzu değiştirebiliyoruz. Bu çocuklar tek tonda konuşuyor.

SUNUCU:  Bütün bunlar önemli bir şeylerin belirtisi olarak ortada duruyor değil mi?

DİLŞAD TÜRKDOĞAN:  Evet, işte hepsi dil ve konuşma bozuklukları kapsamına giriyor.Tekrarlayacak olursak, konuşma bozukluğunu, geikmesini aileler hiçbir zaman ihmal etmemeli.

SUNUCU:  Konuşmasını geliştirmiş, ilerletmiş bir çocukta ortaya çıkan bir hastalık konuşmada gerilemeye ya da durmaya sebep olabilir mi, bu tür hastalıklar var mı?

DİLŞAD TÜRKDOĞAN:  Kesinlikle sebep olabilir. Bu grupta en çok yakalamaya çalıştığımız tedavisi olan gurup epilepsiyle giden gruptur. Epileptik nöbetler ile çocuk konuşmasını kaybedebiliyor. Tamamen sağır dilsiz gibi olabiliyor. Beyinde simgeleri çözümleyemediği bu durumda uyku EEG’si çekiyoruz. Bizi destekler bulgular veriyorsa o zaman sarada kullandığımız ilaçlar ve konuşma terapisi ile birlikte takviye ediyoruz.

Diğer bir grup ise menenjit, beyin iltihabı gibi, ağır beyin enfeksiyonları özellikle beyindeki konuşma merkezinin tutulması ve kalıcı hasarında, ağır kafa travmasında, uzun komada kalışlarda, beyin damar tıkanıklıklarında kazanılan dilin kaybedilebilmesi söz konusudur. Bu grup gelişimsel bozukluklara göre sayıca azdır.Bir erişkinden farklı olarak özellikle ilk 6 yaşta kaybedilen merkezden farklı merkeze aktarım olabiliyor. Aynı beyin yarım küresinde de olabilir, karşı beyin yarım küresine de geçebilir.

Özellikle ilk 6 yaş bazen 7-8 yaşa kadar sürdürülebiliyor. Bu altın dönemde, erişkinden farklı olarak yeni yollarla tekrar konuşma becerisi kazanabiliyor.

SUNUCU:  Çocuk eğer konuşmuyorsa, konuşmada gecikme varsa, anne baba farkındaysa beklemek doğru mu? İlerleyen yaşlarda , okulda, meslek hayatında sorunlar yaşanır mı?

DİLŞAD TÜRKDOĞAN:  Olabilir, konuşma gecikmesi ya da telaffuz problemleri  mesela ‘’P ‘’ yerine ‘’B’’diyor, ‘’C’’ yerine ‘’Ç’’ diyor.

SUNUCU:  Çocuklar zaten tam konuşamaz bunu nasıl ayıracağız?

DİLŞAD TÜRKDOĞAN: Tüm telaffuz sorunlarının 5 yaşa dek bitmiş olması gerekiyor. En geç kaybolan ‘’R’’ sesidir. Bu kulağa hoş gelir ama düzeltilmesi de gerekir. Bu ses bozukluğudur. 7 yaştan sonra devam ederse bizim için anormal bulgudur. Bu konuşma gecikmesi ya da 7 yaştan sonra devam eden fonolojik bozukluklar da  okulda, öğrenme güçlüğü, okuma güçlüğü, dikkat eksikliği,motor becerilerde gerilik, makas kesmede, çizim, küpleri üst üste koyma gibi becerilerde eksiklikle birlikte olabiliyor.Buz dağının üstündeki bu durum, altta yatan pek çok nörolojik rahatsızlığın belirtisi olabiliyor.

SUNUCU:  Çocuğun konuşmasındaki bozukluk, gecikme zihinsel yetersizliğe sebep olur mu?

DİLŞAD TÜRKDOĞAN:  Tabi, konuşma niçin önemli, iletişim kurmak için. Özellikle kekemelik, sosyal bir mahrumiyete sebep oluyor. Çocuk psikolojik olarak çekingen,  kendini ifade edemez, güveni azdır. Okula giriyor, burada psikolojik etkenler konuşma bozukluğunu çok daha artırıyor. Bu tür durumlar hem duygu bozukluğu hem de davranış bozukluğuna neden oluyor. Konuşma bozukluğu özellikle yalınken  zihinsel yetersizliğe neden olmuyor.

Aslında genel tabloda konuşma bozukluğu bir bulgu olduğu için ileride okuma güçlüğü, ders başarısızlığı çıkabiliyor. Bunlar birbirinin parçası olduğundan dolayı böyle. Tek başına konuşma bozukluğu olan çocuklarda bir dönem sonra özellikle eğitimle istenilen konuşma akışı sağlanıyor. Ancak bu gruba nörolojik diğer hastalıkların eşlik etmediğinden emin olmak gerekiyor.

SUNUCU:  Artikülasyon bozukluğu nedir?

DİLŞAD TÜRKDOĞAN:  Artikülasyon bozukluğu eklemleme bozukluğudur. Bazı heceler düşüyor bazıları tam çıkarılamıyor.Burada daha çok konuşmanın motorunda problem var ve daha çok solunum, yutak, ağız, dil ve damak hareketlerindeki koordinasyonun bozulması ile birliktedir.

Burada önemli bir etken, katı gıdalara geç başlanması, annelerin öğütücü aletler kullanıp hazır gıda gibi biberon ya da kaşıkla beslemeleridir. Ancak gelişimin bir sıra düzeni vardır. 6 aylık bebeğin eline havuç, meyve verebiliriz. 7 aylık olunca köftesini, tavuğunu, verirsiniz. Böylece  dişlerimiz ,damak , dil kası hepsi beraber çalışmayı öğreniyor. Katı gıdalara geç başlayan çocuklarda konuşma ve motor anlamda hep bir gecikme olma durumu var. Her çocukta olur demiyorum ama çalıştırılmadığı için bunlarda durgunluk söz konusu oluyor. Artikülasyon bozukluğunun beyinsel yönetimiyle ilgili bazı anormalliklerle giden problem var. Beyinde ve omurilikte kaslarımızı hareket ettiren motor bölgeler var, bu bölgede gelişimsel problemde sistematik çalışma bozulabiliyor.

SUNUCU:  Çocuklarda bağırma, çağırma, kendini böyle ifade çabası konuşma bozukluğu belirtisi mi, kendini ifade edemeyen çocuk hırçın olur mu?

DİLŞAD TÜRKDOĞAN:  Konuşma bozukluğu davranış problemleriyle birlikte gidebiliyor. Kendini düzgün ifade edememenin , özellikle sosyal ortamda yarattığı baskı nedeniyle davranış bozukluğu şeklinde olabiliyor.

SUNUCU:  Kekemelikte bir konuşma bozukluğu mudur? Tedavisi var mıdır?

DİLŞAD TÜRKDOĞAN:  Kekemelik tamamen bir konuşma bozukluğu hatta hareket bozukluğudur. Konuşmanın motor bölümünde problem var demektir. Kekemelik   genellikle  genetik bir olay. Karıştırılırsa özellikle 1. derece akrabalarında aynı tablo olabiliyor. Genellikle 3-5 yaş arasında başlar. Tetikleyen korkulu bir rüya veya olay gibi şeyler olabiliyor. Kekemeliğin tipik özelliği sessiz harfle başlayan kelimeler ve kelimenin başında  takılma, patlama ve arkasından kelimenin düzeninin bozulmasıdır. Genellikle kural olarak kabul ettiğimiz şey, kelimenin ilk sessiz harfinde tekrar oluyor. Bu çocuğa ciddi bir psikolojik baskı yaratıyor.  Bu baskıyla durum daha da ağırlaşıyor.

Genellikle kekemelik çok yoğun değilse ilaç önermiyoruz. İnternete girince pek çok tedavi öneriliyor. Ne kadar etkin bilemiyoruz. Çoğunlukla ergenlikten sonra kayboluyor. Nadir olarak bir toplumda konuşma yapacaksa tekliyebiliyor. Kekemelik çok ağır değilse ergenlikten sonraya ulaşmıyor. Bir ortamda bulunacak konuşma yapacaksa rahatlatılması çok önemli. Önceden kendisinin konuşmada tekleyebileceği ortamdaki kişilere belirtilmeli ki kişi baskı hissetmesin ve karsıdakiler rahatça anlayabilsin.

Bu görme kusuru gibi bir şey, nasıl gözlük takıyorsak, onun da böyle bir sorunu var.Önceden uyarıda bulunmak rahatlatıyor, ne toplum birden şaşırıyor ne de kişi faaliyetteyken eziklik hissediyor ve akıcılığını da devam ettirebiliyor.

Psikolojik destek çok önemli ama olay psikolojik değil. Bunu iyi ayırt etmek gerekir. Bildiğimiz, stres bu durumu daha da ağırlaştırıyor. Ağır durumlarda değişik ilaç kullanımı var.

SUNUCU:  Konuşma bozukluğunun tedavilerinden söz edebilir miyiz?

DİLŞAD TÜRKDOĞAN:  Konuşma bozukluğu olayında bir zihinsel yetersizlik varsa , yetersizliğin durumuna göre eğitimciler ve dil-konuşma terapistleriyle beraber çalışıyoruz. Onlar çocuğu tamamen değerlendirerek  zorluklarına yönelik bireysel bir eğitim programı çiziyorlar. Eğer çocuğun anlamasında ciddi bir problem varsa işaret dilini öğreterek, obje isimlerini göstererek ya da kartlarını kullanmak tarzında iletişim kurabiliyor.

Bir de sözsüz iletişim var. Bunlar en ağır vakalar, işitme konusunda zaten odyologlar eğitim veriyorlar ve bayağı da başarılı oluyor. Çocuğun işitmesi 7-8 yaşa kadar düzeltildikten sonra çok başarılı olunuyor. Düzeltilemeyecek olanlar için işaret dili var, sözel iletişim değil ama işaretle iletişim kurulabiliyor. Sonradan kaybedilen yetilerin düzeyine göre tamamen bireysel bir eğitim programı ile konuşma terapistleri  güzel yol kat ediyor.  Konuşmayı tek bir sorun gibi görmemek lazım altta yatan sorunun mutlaka  tesbiti gerekiyor.

 

                                              

© Copyright 2019 Dilşad Türkdoğan